Mehmet Ali Omurca

Mehmet Ali Omurca

Diyanet-Sen Genel Başkan Yardımcısı (Mali İşler)
mehmetaliomurca@diyanetsen.org.tr



Yazıcı Sürümü

Büyük Resmi Görebilmek


10.25.13, Cuma

Geçmiş ve bu gün arasında yaşananların ehemmiyetine bakarak yarını şekillendirmemiz gerekir. Kendi bildiklerimizle değil, el elden üstündür mantığıyla hareket edildiğinde hata oranının düştüğünü fark ederiz. Bu farkındalıklar aslında bizim çoğu zaman ihtiyaç duyduğumuz ve kavramlar içinde sürüklenmektense kapısı her zaman açık olan bilgi dağarcığımızı zenginleştirmektedir. Bizler kurulduğumuz günden bu güne üye ve yönetim kadromuzda zamana, şartlara uygunluk adı altında eğitim, bilgilendirme çalışmaları içine girdik. Amacımız her kulvarda söz alabilen ve kendi alanında ise yön verebilen bireylerle çalışmaktı ve bu hedefimize ulaştık. Dünya gündemini, Türkiye gündemini takip etmeden, sadece verilen görevi yerine getirme kriterlerini genişleten, çağdaş, dünün hesabını bilen, yarını için fikir alış verişi sağlayan bireylerle çalışmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Gündem açısından zor dönemlerden geçiyoruz. Dünya, Türkiye, Ortadoğu ve bireylere kadar küçülebilen bir yazıyla dergimize konuk olacağım. Dünya da dengeleri sağlamak adına ciddi manada planlar yapılmakta, herkes kendi çıkarları için, kendi topraklarından çok uzaklarda ekonomik verimliliklerini artırmak adına koşturmakta ve ne yazık ki bu planların getirileri olan ölümler amaca hizmet eden basamaklar olarak adledilip normal karşılanmakta… Peki bu planlar nelerdi?

Bu planlar Hristiyan dünyasının İslam ülkeleri üzerinde oynadığı bir oyundur.

Gezi parkı olaylarıyla patlak vermedi, öncesi vardı, demokratik düşüncelerin, hakkın, özgür kalmanın, Siyonist düşünceye yok diyenlere tahammül edemeyenlerin ve onları esirgeyen babalarının tahammülsüzlüğü bu oyunu başlattı.

Dünyada ekonomik dengeleri kendi kontrolünde tutmaya çalışan ve aynı zamanda da doyumsuz bir bencilliğe sahip olan Hristiyan birliği, vermiyorlarsa al zihniyetlerini, zayıfı ez düsturunu bozulmuş kitaplarından okuduğu gün, kan akıtmak onlar için dini bir değer olmuştu.

Hristiyan zihniyeti karşısında duranları düşmandan saymak bir meziyet değil görev olmuştu.

Hristiyan gibi düşünüp Yahudi gibi hareket edenlerin aslında cevaplaması gereken bir sorusu da vardı

-Siz gerçekten kimsiniz?

-Dininiz nedir?

Bu, sorular anlam kargaşası değil, belki de kendi benliklerini bulmalarına yardımcı olacaktır.

Avrupa’nın yerle bir olan ekonomisi, avronun yarattığı yıkım, doların sadece sembollere dönmeye yüz tutması, dolar üstündeki resimlere verilen ehemmiyetin kaybolması, eyvah yok oluyoruz diyenlerin verimsiz topraklarından çok uzaklara, çölün altındaki petrole, Türkiye’nin ihtişamına ve Arap dünyası üzerinde rol model olan Türkiye'ye kadar uzanması, büyük ölçekte büyük hesaplar yapıldığının kanıtıdır. Büyük zamanların küçük insanları olan bu zihniyetler edep kavramlarını bizlerden öğrendikleri gün, şerefli yaşama adına olan hassasiyetimizi görmezden geldiler ne yazık ki…

Peki Dünya’da yaşamak ölmekten ibaret bir kavram halini alırken bizler ne yapmalıyız. Her insan kendi içinde kocaman bir dünya ise biz dünyamızı nasıl şekillendirmeliyiz?

Bu ülke içerisine fitne sokmaya çalışanlar öncelikle Müslümanların sıkı sıkıya bağlı oldukları Kuran’dan uzaklaştırılması gerekiyor düşüncesine kapıldılar. Kuran’daki kardeşlik, Hak, Adalet kavramlarından korktular ve dediler ki:

-Müslüman eğer Kuran’dan besleniyorsa öncelikle onları bu kitaptan uzaklaştırmalıyız…

Bu heves, bu hedef onların en önemli çıkış yolu olacaktı. Damarlarının nereden geldiğini bilmeyeceklerdi, Çınar’ın kökleri bir bir koparılacak ve gövde kuru bir ağaçtan başka hiçbir şey olmayacaktı. Evet, kuru bir ağaç… Şimdiyse bu ağacın kuruyan dallarında diplerine ulaşmaya çalışan bir düşünce vardı.

Tahammül sınırlarını zorlar nitelikte davayı sırtlananlar ne kadar hatırlatmaya çalışsalar da çile şehri dirayetinden uzak düşmeye başlamıştı.

Yıllardır tek hayali olan değerlerimizi bize unutturmaya çalışanlara artık dur demeliyiz. Kendi değerini bilmeyen bir millet, şunu bilmelidir ki Avrupalı sırf değerlerini elinden alabilmek adına milyonlarından vazgeçebilirken, kendini değersizleştiren bu duruşumuzu Kuran-ı Kerim’deki aslı duruşla özümsemenin vakti geçmektedir.

Eğer biz kim olduğumuzun farkına varmazsak ve mışıl mışıl uyutulduğumuz bu uykudan uyanmazsak, öncesinde olduğu gibi Terörle bölünmek istendik, sonrasında Gezi Parkı olaylarıyla sınandık ve beraberinde Alevi kardeşlerimizle karşı karşıya getirilmek istendik…Bu üçlemin sonrası daha devam edecektir. Müslüman uyanık olmalı mantığını hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor.

Sendikal bazda değerler sendikacılığı olarak mazlumun sesi olmaya ve bilgisiz toplum kandırılmaya, öldürülmeye mahkumdur söylemlerinin artık bizi yansıtmadığını göstermek için, kendi kurallarıyla at koşturan memleketimin tarihini, coğrafyasını bizden daha iyi bilen Avrupai zihniyetin karşısında daha donanımlı olmak adına okumalı, okuduklarımızı özümseyerek paylaşmalıyız.

Kimliklerinde şucu bucu olduklarına ehemmiyet etmeden, insansa, İslamsa değerleri bizdendir diyebilmek adına

Tarihi leşten beslenenlere dur demek adına ,

Kan içici vampirlere dur demek adına,

Satılmış, Avrupa’nın maşası olmuşlara dur demek adına,

Kardeşi kardeşe kırdıranların oyunlarına dur demek adına

Avrupa’nın kıyım, ölüm var dediği İslam topraklarından defol demek adına,

Söz bitmedi, Allah’ın kelamının konuşacağı an var diyerek

Her bir kelimesi şefkat kokan Kur’an’ var diyerek, yolumuza devam etmeliyiz. Saygı ve Dua ile

Bu haberi 3274 kişi görüntüledi.




TümüDİĞER BAŞLIKLAR